dinlemediğin şeyler hani

Geçen hafta bu dakikalarda takıldı gözlerimiz. Ondan evvel hayatımda yoktun, hoş yine yoksun ya ne fark eder değil mi, olsun.. Bir anda belki de görebileceğim en güzel gülüşe sahip olan ve belki de çok sevebileceğim bir adam tanıdım ve sonrasında tanımamazlıktan gelmek zorunda kaldım. O gece çekilen fotoğraflarımızı izleyene dek de idrak edemediğim bir şeyi, hayatın insana her gün sunmadığı bir şansı elimin tersiyle ittiğimin farkına vardım. 

Kaybedecek zamanımdan ve şanslarımdan başka hiçbir şeyim yok, o yüzden tutamıyorum kendimi, zira senin yaptığın gibi ne numaranı silebildim telefonumdan ne de bana bakarkenki sıcaklığını içimden. 

Hakkında rakıyı benim gibi şalgamla içmeyi sevmesi dışında bir şey bilmediğim bir yabancıya yıllardır tanıdığım insanlardan daha fazla şey anlatmak istedim o günden sonra, o benden çok farklı düşünse de. 

Sen restini çekerken mertçe veremedim cevaplarımı, içimde sancılanan bebeğin gıkını çıkaramaması gibi kapattım çenemi.

keşke o gece sadece on dakika için bile olsa seninle beraber iki dal sigara daha ben de yakabilseydim.

seni andım dün, bugün.. ve bir kadeh de sana doldurdum o geceki gibi masanın karşısına koydum.

sağlığına.

simitçi Tuncay abi bu sabah çocuk bayramımı kutladı, ona her sabah gülen yüzümle verdiğim günaydınıma karşılık hala onun için minik kızdım ben..

ama bir şeyin farkında değildi, çocukların çok arkadaşı olur abiler ablalar yaşıtlar herkes onların arkadaşlarıdır, onlar salt mutluluğa sahiptir bu arkadaşlarıyla..benimse bugün veya genelde aradığımda telefonumu açma zahmetinde bile bulunmayan sözde arkadaşlarım var. sözde. arada bir hayatıma dahil olmaya çalışan, yaptığı tek şey sitemlerden ibaret olan sözde arkadaşlarım..


teşekkür ederim Tuncay abi, ama üzgünüm, sanırım yalnızlığımla beraber ben de büyüdüm..

[Flash 9 is required to listen to audio.]
15,564 plays

nereden başlayacağıma bir türlü karar veremediğimden sanırım günlerdir bomboş word ekranına bakıyorum dakikalar boyu ve kapatıyorum tek bir harf bile yazamadan.

bazı anlar ruhum çıksa diyorum bedenimden şöyle bir uzaktan bakabilsem hayatıma, girenlere çıkanlara bazen de koyup siktiri çekenlere çekebildiklerime.. tanrı bu yetkiyi verse keşke. belki o bazı zamanlar ona buna anlattıklarımı kendi gözümde görüp ne yapıyorum sorusunu taraf olmadan cevaplayabilirdim.

bazı anlar düşünüyorum bencilliğimi.. bazı anlar arzularımı.. bazı anlar ise kırıklıklarımı kırgınlıklarımı. bazı anlar bazı anlar olmaktan çıkıp hayatımın tamamını kaplıyor simsiyah bulutlarla. hani böyle gökyüzünü bir anda sarıveren kasvet yığını, bir anda bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başlayacakmış gibi.. bazen o bazı anlarda yağmur gökyüzünden ziyade gözbebeklerimden boşalıyor bardaktan boşalırcasına..

tanımlayamadığım bir mutsuzlukla doluyor ruhumu oluşturan o ışığın yerini bir anda kara bulutlar boyuyor simsiyaha. 

sorguluyorum o bazı anlar yaşamın nedenini niçinini..

annem onları, ben ise çocukluğumu çok erken terk ettiğimi düşünüyorum. sahi kaç yıl oldu gerçek bir çocuk masumiyetini saçmasapan bir ortamda kaybedeli..

yalnız evimin duvarları bakıyor yüzüme. hala bir başınasın kadın, neden neye inat direniyorsun dercesine.. neye inat direniyorsun kadın?

kapımı elinde bir dilim tiramisuyla çalan olmadı.

kapımı elinde tertemiz kalbiyle çalan da yok ya neyse.

bu kapı en son ne zaman çalınmıştı?

beni en son sevdiğini kim söyledi…

kaç gün oldu aşkın yüzüme bakmayı bırakmasından bu yana…605 gün.

inancımı kaybettiğim günle eş.

kalbini dinlemeyi bıraktığım günden bugüne eş.

Sütyenle uyuyabilen kızlar, dünyadaki her türlü zorluğa göğüs gerebilir, her çıkmazdan kolaylıkla kurtulabilirler bence.

nefes alabilene aşkolsun sarkma pahasına bile olsa özgürlük ulen!

Herkes dursun şu anda yüreğime taş basıyorum.
Aşık Veysel’e sormuşlar: “Sizce aşk nedir?” Aşık Veysel cevaplamış; ”Seversin, kavuşamazsın; aşk olur..”
Sibylle Baier - The End
[Flash 9 is required to listen to audio.]
37 plays

it’s the end, friend of mine…

çok düşündüm yazmak adına çok çaba sarf ettim. kendimle çeliştim çoğu anda.. hep birilerinden bir şeylerden bahsettim yazarken. ya da farkında olmadan kalbimden parmaklarıma aktı kelimelerim, noktalarım ünlemlerim.. sanırım ilk defa noktalama işaretlerinin anlamını yitirdiği yerdeyim. 

düşününce sana dair yazılması gereken milyonlarca şey olduğunu fark edip, aklına gelir de burayı açacak ve okuyacak olursan diye tüm düşüncelerimi görmezden gelmek zorundalığının kafama dank edişi..

uzun zaman olmuştu bir adama şehvet dışı ilgi duyduğumu hissetmeyeli. uzun zaman olmuştu bir adamla kurduğum hayallerimin tamamen salt sevgiyle dolu olduğunu hissetmeyeli.. ve uzun zamandan beri ilk defa beraber uyumayı deliler gibi istediğim, sokakta elimi tutmasına izin verebileceğim, onunla her türlü deliliğe gözüm kapalı evet diyebileceğim birinin aslında o çok uzun zaman boyu hayatımda olmasına rağmen ama gözümün kapalı olduğunu fark edişim..

asıl acı olan kendi kendime çektirdiğim bu eziyetten ziyade onun hiç bir şekilde aklına bile gelmeyeceği ancak benim lanet olası beynimin bu sefer kalbimle senkronize çalışmayı seçip “belki de olmaması gereken bir adamla” “sadece hayal kurmanın imkan sınırlarında olduğu” kapkaranlık bir dehlize sokması.. 

sözsüz bir anlaşmaya varılmışcasına telefon başında geçirilen saatlerden çıkarabileceğim ve hatta tanıdığım ilk andan beri bunu yapmaktan kesinlikle harkulade büyük bir mutluluk kaynağım olmasını sağlayan şey.. 

elimde gerçek anlamda bir daha karşıma çıkamayacak kadar nadir bir pırlanta varken,  her geçen günde zaten kırıntısı bile tükenmeye yüz tutmuş cesaret sırtını dönmüş giderken; yolunu bulmasına belki yardımcı olup belki de sadece uzaktan izlemek zorundayken; hayallerindeki yüzü silik kadının ben olmadığım gerçeği; hep olduğu gibi bir hikayemin de doğamamış ceninler misali toprağa girmesinin zaruri oluşu ve benim belki de hayatımın adamı olabilecek olan o’nu kendi ellerimle bir başka  kadına armağan etmem..

dear friend, I cannot tell the reasons why we started well

good time, give me some wine when you open the door

you seem hurt, don’t try to speak a word to me

what on earth could really go wrong with you and me?

yet its the end, friend of mine

it’s the end, sweet friend of mine

time seems to be over where we could simply say I love you

now you opened the door

I feel cold

wakened, I hold you in my arms

told you that life is short but love is old

it’s the end, friend of mine

it’s the end, sweet friend 

Acı veriyor ama değil mi, aslında hepimiz zaten biraz mazo değil miyiz kendimize.. Acıyı iliklerimize kadar hissetmeye nasıl aşina ve buna hastalığımız. 

üşüyorum, ellerim hep soğuk.

Zorsun. o kadar zor ki.. zoru, zorluğunu.. neyse.

bir o denli imkansız.

şarkılarım senindir. 


 

“Seni ilk gördüğümde,
Komikti…
Belki sen bana
Herkesi hatırlatmıştın
Kimi sevdiysem, kimle birlikte olmak istediysem…
Mıhlanmış gibi duruyordum,
Söyleyecek sözüm yoktu…
Zar zor konuşuyordum,
Kötü bir şey düşünme,
Daha ayrılmamışken bile biz,
Seni yeniden görmek istiyorum.
Saçlarının kokusuna doyamam.
Kalabilir misin? Dürüst bir soru
İlk öpüş…
Dudaklarımda ismin…”
bana kimse sana aşık olmak isteyip istemediğimi sormadı ki..
[Flash 9 is required to listen to audio.]
30 plays

karşımda oturma odamın boş duvarı günün ilk saatlerinden bu yana birbirimizle bakışıyoruz. saatlerden haberim yok. çalmayan telefonlarım var. tüm dünyada sözleşmiş gibi genel gerçek olmuş dünyanın en sosyal olması gereken günü ve gecesi cumartesi duvarlarla kesişiyoruz saatlerce.

sonra bu yaş günümde gelen yegane doğum günü hediyem bir şişe terra kırmızıya takılıyor gözüm. kalkıp içeriden balon bardaklarımdan birini kapıyorum. ve şişenin bekaretini bozuyorum kendi kendime.

arkada “breathe” çalıyor. çalmakla kalmıyor adete aldığım nefeslerimin ciğerlerimi yakmasına neden oluyor. yudum yudum akan şarap boğazımı, oradan tüm vücudumu ısıtırken, breathe zorluyor beynimi..

kulaklarım çınlıyor.

ellerim benim değil sanki. sahi ne zaman sürmüştüm bu kırmızı ojeleri.. kendim için miydi ki..

şişeyi yarıladım.

midemde uçuşmuyor kelebekler savaşıyor.

sesini özlediğim kişi kim sorguluyorum.

annemi göreli ne kadar uzun oldu acaba..

kapım çalar mı ki, yoksa çok mu geç oldu saat?

kapımı elinde bir dilim tiramisuyla çalan adama aşık olacağım..

ne kadar basit aşk. hayır aslında bir o kadar zor. mevzu o bir dilim tiramisudan ibaret değil ki. bunu anlamak anlatmak anlatmaya çalışmak birilerine.. gerek var mı ki.

neden olmasını istediğin kendi kendine her şeyi bilerek içinde onunla doğarak gelmiyor. aslında yanımda hayır yanımda değil uzağımda ama hep hayatımda var.. bir küçük sorunla benim değil.

….

hayalimdeki gelinliği buldum geçenlerde. ilk defa kendi üzerimde nasıl duracağını hayal ettim bir gelinlikle.. o olmalıydı. bir eksik yanımda kim olacaktı. koca bir boşluk.. belki benim terra veya kadehi, ya da belki Eiffel Kulesi’nin koca bir suretini asmış olduğum buz gibi duvar. hah. duvar. 

bana zaten ancak duvar dayanır.

….

başım dönmeye başladı.

şişe bitince bir türlü ısınamayan odamdaki tek kişilik ve bir o denli buzdan yatağımda belki ısıtır terra..

yine merhaba yalnızlığım.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
97 plays

dinle. 

ve sonra hayal kur.

bunu demeyecektin bana. bence dememeliydin.

yaşadığım şehrin seninkine bu kadar uzak olması bu güzelliği yine bir başına tatmak hissini azaltmamalıymış. azaltıyor ama.

hayat denen şeyin yaptığı bir sınav daha mısın bilemiyorum ama. yanlış yapmaya aşırı müsait ruh halim bu sefer neler hazırlıyor bana düşünmek bile istemiyorum. korkuyorum. 

boşlukta mıyım. sanırım değilim. boşluktan değil bu düşüncelerim.

aşık mıyım sana. inan bunu ben de bilmiyorum. sadece şundan eminim karşılaştığımız o ilk gün bambaşka bir nedenle olmalıydı. böyle olmamalıydık.

hayalimdeki adamı sorduğunda bana, ben farkında bile olmadan neden seni anlattım sana onu bile bilmiyorum. hayal ettiğim hayatı senin ağzından dinlemek, her türlü deliliğe onay verişin, her hayalime yapabilirim yapabiliriz gözünü açtırman.. sonsuz desteğin.. en yakınım mı olman gerekiyor bu hayatta? bazen düşünmüyor değilim, gözümün önündesin sonsuz mutluluğun kaynağına sahipsin ve ben sana her allahın günü aşık olmamak için neden yırtınıyorum.. yanlış mı sence aşk.

inan bilmiyorum.

burada olsaydın. şu anda çalan bu duygu karmaşasına beraber şahit olsaydık. 

orada olsaydım veya deniz kenarına gidip gecenin sesi sadece Akdeniz’in dalgaları ve ışığı yıldızları beraber dinleyip izleseydik.

ah o hayaller.

 - ♥♫ Sinead O' Connor - Nothing Compares To You ♫♥
[Flash 9 is required to listen to audio.]
2,409 plays

sevgili.

Bizim miladımız bugün, hatırladın mı? Minik ellerimi avuçlarına alıp, o harkulade ellerinle kaderimi bağladığın gün..üç sene geçti üzerinden. seninle ancak çoğunlukla sensiz.

Sen dünyamdan uçup gittiğinden beri her şey aynı bu şehirde. Kalabalık sokaklarda yine kulağımda müzikçalar,içinde senin sesin “yüreğim nihayet”…yalnızlıkla el ele yürüyoruz her sabah ve her akşam işe gidip gelirken..

Çok soğuk hala. Deliler gibi beyaz giyiniyor sokaklar, ağaçların renklerini unuttuk. 

Bir süredir senin evine gidemiyorum, malum iş okul.. Sen burada olsaydın vız gelirdi bilirsin. Belki de sen bende olurdun. Görmedin minik yuvamı, olsan sen de çok severdin eminim.

Şarap almıştım karadutlu, hani en sevdiğimiz ha bir de balon bardaklar bir çift.. içemedim henüz; belki içmem de. Bugüne ait olarak kalsın. Sen yokken pek anlamı yok ne de olsa.

Dün yine geldin bana rüyamda. Periyodik olarak gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımızı yine rüyamda yaptık. Sana aldığım hırka vardı üzerinde, çok yakışırdı.. Yakışmıştı. İzmir Caddesi’nin oradaki durakta beklerken buldum seni yine. Yaklaştım yanına, sarıldım arkandan ve çektim çok sevdiğim en çok tanıdığım kokunu. Hoşgeldin biriciğim dedin.

Ruhum.. çok bekletmedim seni değil mi?

Ne fark eder ki sen beni yıllardır beklemiyor musun?

……..

Beklerim ruhum.

Bana “neden ben gitmeden gitme demedin?” diye sordun. Sahi neden sana gitme dememiştim.. Fark eder miydi dediğimde “belki de beni dünyanda tutacak asıl soru oydu ama biz bilemedik” dedin. 

Geçmişti ama.. herşeyin miyadı dolmuştu.

….

“Boşver miniğim, gel yıldönümümüzü beraber karşılayalım, hani yıllardır seninle ama sensiz olan..” dedin.

Gözlerimden kalbime doğru aktı sevginin sıcaklığı..

Ah be adam sana nasıl taptım..

Çok hata yaptım ruhum. 

Çok hata yapıyorum be ruhum.

Bir müddet sonra sen geliyorsun rüyama, herşeyin tozunu elinle silkeleyip yeniden parlatıyorsun kalbimi. Bütün o kırıkları, bütün o yaraları tek tek iyi ediyorsun. 

Neden sensiz devam edemiyorum hayatıma diye defalarca sorguluyorum kendimi. Cevabı muamma.

Tek bir şeyden emin olarak buluyorum kendimi böyle zamanlarda seninle hiç bir şey kıyaslanmıyor.. Sen olmasan da dünyamda.

Sahi sen de beni özlüyor musun acaba… Özlemesen de fark etmez ya neyse. 

Yaşıyorum işte..

Ve yine bir sene daha kaldı ardımda, sen olmadan.

Yatmadan evvel ılıttığım bir bira bardağı dolusu sütü senin şerefine kaldırıyorum sevgili:

Seninle ve sensiz geçen yıl dönümümüz kutlu olsun..

Evlenmek için delicesine aşık olmayı bekleyeceğim…
Sanırım bu yüzden de evde kalacağım…
Pride and Prejudice
sadakat, kendine sagdik olmaktir!

demiş..1 sene evvel.

keşke kendine sadık olabilen bi adam olabilseymiş bari.

ironiye bi bakın..

doğumlarımızın aynı geceye bağlı olmasından ötürü kova’lığı paylaşmaktan delice bir mutluluk duyduğum,

kendimde kafamda ne varsa her türlü delice düşünceleri aynı anda dile getirdiğim, 

onda beni görebildiğim,

çocukluğumun en güzel zamanlarında derin ve parlak gülüşü ile önce hayatımı arkadaşlığı ile, 

yıllar sonra ise çok garip bir şekilde hafif peltek konuşması ve tamamen tesadüf eseri çılgınca bir gece istanbuldan ankaraya gelmeye karar verip hayatıma aşk olarak geri dönüp doldurması ile,

istanbul rüyasını ilk defa onunla yaşamama neden olan ve daha sonraları insanların uğruna binlerce şeyden vazgeçip o şehre adadığı ama benimse her istanbul yolculuğumda boğazıma oturan düğüm ağzıma dolan kekremsi tadın kaynağı olan, 

o en stresli sınavlarımda boğulurken gece uyuyorum deyip aslında atlamış bir otobüse sabah telefondaki “özlemiştim hem de moral olsun diye kahvaltıya geldim” deyip sadece 2-3 saat için 453 km yolu benim için sıfıra indirmiş olan sesin sahibi,

muse-bliss’i ilk defa ondan öğrenip,ondan bana tek kalan bırakamadığım alışkanlığımın kaynağı,

beraber uyuduğumuz daha yatak soğuyamadan, bir anda hiç bir açıklama yapmadan, tesadüf eseri fotoğrafını görerek öğrendiğim başka bir kişi ile paylaşmaya başlamış ve beni göt gibi ortada bırakıp, şu anda da o kişi ile neredeyse 6 aylık nişanlı olan,

aldatılmanın, sadakatsizliğin ne demek olduğunu iliklerime dek hissettiren,

yüzlerce defa gelip gitmiş olduğu benim çok sevdiğim Ankara’mı bilmem neden acaba hiç ama hiç sevmediğini burada defalarca tekrarlamış olan,

ve bunu da yıllar sonra ve aklımda hiç yokken tamamen tesadüf eseri bulmuş olduğum,

eski sevgilim yazmış.

ah anılar. bunca zaman sonra hala acı verebiliyorlar.

bir ahım kalmıştı sende belki hissetmediğin ve hiç bilemediğin taa yıllar öncesinde,  bari onu verip gitseydin.

ha bu arada “sagdık” değil onun doğrusu “sadık”tır. hadi eyvallah.

seni de ihmal ettim tumblr,tıpkı hayatımı ihmal ettiğim gibi.
siz hala kırmızı donlarınızı çıkarmadınız mı yoksa?

geçti canım,sen de anlamışsındır zaten kendin giy kendin çıkar.bi boka yaramadı yani.

yahoo invisible